Ergenlikten Annelik Geçişine: Yeni Bir Benlik Kurmak
Bir çocuğun ergenliğe girmesiyle ne olur?

Bedeni değişir. İlişkileri değişir. Ailesiyle kurduğu ilişki yeniden şekillenir. “Ben kimim?” sorusu daha görünür hale gelir. Çocukluktan yetişkinliğe doğru ilerlerken eski kimliğinin bazı parçalarını geride bırakır, yenilerini dener, bir süre ne eski ne de tam olarak yeni olduğu bir aralıkta kalır.
Bu nedenle ergenliği yalnızca “zor bir dönem” olarak değil, bir gelişimsel geçiş ve yeni bir benlik kurma dönemi olarak ele alırız.
Peki ya annelik?
Bir kadının anne olmasıyla da benzer bir dönüşüm başlar. Bedeni, ilişkileri, gündelik yaşamı, öncelikleri, geleceğe ilişkin tasavvuru ve kendisiyle ilgili algısı değişir. “Ben artık kimim?” sorusu bazen açıkça, bazen de yorgunluk, suçluluk, kaygı ya da anlam arayışı üzerinden kendini gösterir.

Literatürde bu geçişe matresans (matrescence) adı veriliyor. Kavram ilk kez tıp antropoloğu Dana Raphael tarafından 1970'lerde ortaya atıldı; daha sonra psikiyatrist Alexandra Sacks tarafından özellikle ergenlikle kurduğu benzerlik üzerinden görünür hale getirildi. Güncel çalışmalar matresansı yalnızca doğum sonrası döneme ait bir ruh sağlığı başlığı olarak değil; biyolojik, nörolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel boyutları olan kapsamlı bir gelişimsel dönüşüm olarak ele alıyor.
William Bridges'ın Transitions: Making Sense of Life's Changes kitabında tarif ettiği geçiş modeli bu noktada bize önemli bir başka pencere açıyor. Bridges'a göre değişim ile geçiş aynı şey değil. Değişim dışarıda gerçekleşen olay; geçiş ise o değişimin içeride yarattığı yeniden yapılanma süreci.
Her önemli geçişte üç aşama var: bir şeyin sona ermesi, arada kalınan bir “nötr alan” ve yeni bir başlangıç.
Annelik de tam olarak böyle bir süreç olarak düşünülebilir.
Anne olduğunda yalnızca hayatına yeni bir rol eklenmez. Çoğu zaman eski yaşam biçiminin bir kısmı sona erer. Zamanla, bedenle, işle, partnerle, arkadaşlarla, sosyal çevreyle ve hatta kişinin kendi bedeni ve ihtiyaçlarıyla kurduğu ilişki yeniden düzenlenir. Eski benlik ile yeni benlik arasında bir süre belirsizlik yaşanabilir.
Ve bu belirsizlik bir problem değildir.
Gelişimin kendisidir.
Matresans literatürünün önemli katkılarından biri de burada ortaya çıkıyor. Anneliğe geçişin duygusal çalkantılar, stres ve psikolojik kırılganlıklar yaratabileceği açık. Ancak aynı süreç; öz farkındalıkta artış, değerlerin yeniden gözden geçirilmesi, psikolojik olgunlaşma, ilişkilerde yeni bir derinlik ve kişisel güçlenme gibi olumlu gelişimsel sonuçlar da doğurabilir.
Dolayısıyla anneliğe geçişte yaşanan her zorlanmayı patoloji olarak görmek kadar, bütün zorlukları “anneliğin doğal parçası” diyerek görünmez kılmak da yetersiz kalıyor.
Üstelik bu geçiş boşlukta yaşanmıyor. Kadınlar yalnızca kendi içlerindeki değişimle değil, anneliğin nasıl yaşanması gerektiğine ilişkin güçlü toplumsal beklentilerle de karşılaşıyor. “İyi anne” olmanın ne olduğu, ne kadar fedakârlık gerektiği, ne zaman işe dönülmesi gerektiği, çocuğun ihtiyaçları ile annenin ihtiyaçlarının nasıl dengeleneceği gibi soruların önemli bir kısmı bireysel tercihler gibi görünse de toplumsal cinsiyet normlarıyla şekilleniyor. Sara Ahmed'in feminist düşüncesinin bize hatırlattığı gibi, gündelik hayatın içinde bize “doğru” yönü gösteren normları fark etmek, kişisel deneyim ile onu şekillendiren yapı arasındaki ilişkiyi görmemizi sağlar.
Burada ergenlik üzerine bildiklerimiz bize önemli bir şey öğretebilir.
Pozitif Ergen Gelişimi yaklaşımı, ergenliği yalnızca risklerin ortaya çıkabileceği bir dönem olarak değil, becerilerin, ilişkilerin ve benliğin geliştiği bir fırsat dönemi olarak ele alır.
PERGEL – Pozitif Ergen Gelişimi Programı'nın temelinde de bu yaklaşım var. Program, erken ergenlik dönemindeki bireylerin yalnızca sorun yaşamamalarını hedeflemek yerine; öz yeterlik, duygu düzenleme, empati, sosyal yetkinlik, çatışma çözme, ilişkileri güçlendirme, stresle baş etme ve hem özerk hem de yakın ilişkili olabilme gibi bireysel ve ilişkisel kaynaklarını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Buradan anneliğe dair önemli bir soru çıkıyor:
Eğer ergenlik gibi bir gelişimsel geçiş döneminde bireyin kaynaklarını güçlendirmeyi önemsiyorsak, anneliğe geçiş döneminde neden yalnızca sorun ortaya çıktığında müdahale etmeyi bekliyoruz?
Yeni annelerin psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunda aklımıza çoğunlukla postpartum depresyon, anksiyete, tükenmişlik ya da kriz geliyor. Bunların elbette ciddiye alınması gerekiyor. Ancak destek sistemini yalnızca risk ve hastalık üzerinden kurduğumuzda, anneliğin bir kimlik gelişimi ve yaşam geçişi olarak taşıdığı potansiyeli ve anlamı gözden kaçırabiliyoruz.
Oysa matresans odaklı psiko-eğitim üzerine yapılan yeni bir pilot çalışma, anneliğe geçişin kendisini anlamlandırmaya yönelik bir programın anneler tarafından anlamlı ve yararlı bulunduğunu; öz-şefkat ve bazı kişisel gelişim göstergelerinde olumlu değişimler görüldüğünü ortaya koyuyor. Araştırmanın küçük örneklemi nedeniyle daha geniş ve kontrollü çalışmalara ihtiyaç var; ancak yön gösterici soru oldukça güçlü:
Anneleri yalnızca krizden çıkarmak yerine, geçişin kendisine hazırlayabilir miyiz?
Kast ettiğim, annelere “daha iyi anne olmayı” öğretmekten farklı bir şey.
Belki de ihtiyaç duyulan şey; kadının yeni annelik kimliğini kurarken kendi benliğini de kaybetmemesine, değişen ilişkilerini yeniden düzenlemesine, değerlerini fark etmesine, sınırlarını müzakere etmesine, belirsizliğe dayanabilmesine, öz-şefkat geliştirmesine ve hem bağımsız hem bağlı kalabilmesine alan açan psikososyal destekler.

Ama burada bir adım daha atmak gerekiyor: Bu desteğin bütün yükünü yine annenin omuzlarına bırakmamak.
Feminist bakım etiğinin önemli isimlerinden Joan Tronto, bakımı özel alana ve özellikle kadınların “doğal” sorumluluğuna sıkıştırmak yerine, toplumun ortak olarak üstlenmesi gereken bir sorumluluk olarak düşünmemiz gerektiğini savunuyor. Bu bakış açısı anneliğe verilen desteğin de yalnızca “annenin baş etme becerilerini artırmak” olmadığını; bakımın nasıl paylaşıldığına, kurumların nasıl tasarlandığına ve sorumluluğun kimler arasında dağıtıldığına ilişkin bir mesele olduğunu hatırlatıyor. (Tronto, 1993; 2013)
Üstelik bu destek yalnızca annelerin değil, işyerlerinin de sorumluluğuna dokunuyor.
Çünkü anneliğe geçiş evde yaşanan özel bir deneyim olmakla birlikte, kadının çalışma hayatıyla ilişkisini de dönüştürüyor. Araştırmalar matresansın iş-aile dengesi, toplumsal cinsiyet rolleri ve işgücüne devamlılık gibi alanlarla kesiştiğine dikkat çekiyor.

Dolayısıyla şirketlerde anneliğe yönelik destek programlarını da yalnızca “doğum izni sonrası işe dönüş” ya da “çalışan annenin yükünü azaltma” perspektifinden düşünmek yerine, bir yaşam geçişini destekleme ve bakım sorumluluğunu daha adil paylaşma perspektifiyle yeniden tasarlamak mümkün.
Belki şirketlerin sorusu yalnızca:
“Anne çalışanımızın işe dönmesini nasıl kolaylaştırırız?”
olmamalı.
Bunun yanına şunu da koymalıyız:
“Çalışanımız hayatında böylesine büyük bir dönüşüm yaşarken, var olan sistemi ondaki dönüşümü destekleyecek hale nasıl getiririz?”
Ve belki bir soru daha:
“Bakımın yükünü yalnızca onun taşıdığı değil, bu yükü daha adil paylaştığımız bir ortamı nasıl yaratırız?” Yani “bu köy, bu çocuğu nasıl büyütür?”
Pozitif ergen gelişimi bakış açısı bize bunun mümkün olduğunu gösteriyor.
Bir gelişim dönemini yalnızca riskleri azaltılacak bir dönem olarak değil, güçlü bir benlik ve yaşam becerileri inşa etmek için bir fırsat olarak tasarlayabiliriz.
Anneliğe de aynı gelişimsel mercekle baksak yenidoğanla annenin ve “bu köyün” hikayesi nasıl değişir?
Kaynaklar:
Ahmed, S. (2017). Living a Feminist Life. Duke University Press.
Athan, A., & Reel, K. (2017). Maternal identity and the transition to motherhood: A developmental perspective. Journal of Motherhood Initiative for Research and Community Involvement, 8(1–2).
Lerner, R. M., Lerner, J. V., Almerigi, J. B., et al. (2005). Positive youth development, participation in community youth development programs, and community contributions of fifth-grade adolescents: Findings from the first wave of the 4-H Study of Positive Youth Development. The Journal of Early Adolescence, 25(1), 17–71. https://doi.org/10.1177/0272431604272461
Lerner, R. M., Lerner, J. V., Bowers, E. P., & Geldhof, G. J. (2011). Positive youth development and relational-developmental-systems theory. In R. M. Lerner, J. V. Lerner, & J. B. Benson (Eds.), Advances in Child Development and Behavior (Vol. 41). Elsevier.
Raphael, D. (1973). The Tender Gift: Breastfeeding. Schocken Books.
Trinko, V., Sarewitz, J., & Athan, A. (2025). Improving maternal well-being: A matrescence education pilot study for new mothers. Maternal Health, Neonatology and Perinatology, 11, 18. https://doi.org/10.1186/s40748-025-00203-0
Tronto, J. C. (1993). Moral Boundaries: A Political Argument for an Ethic of Care. Routledge.


Yorumlar